(KENDİNİ DEĞERLİ
HİSSETMEK)
Psikolog Bilal ULUSU
Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirilmesi
sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan
memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması
demektir.
Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur?
Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri,
hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri,
ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.
Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği
yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven
duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur
duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun
kendisine özgüveni olur.
Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği
yakınlık ve ilgiyi görmeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul
edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli
görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum
içinde problemlere sebep olur.
Çocukların özgüvenlerini sağlamak için yapılacak şeyler:
1.
Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara
hissettirin. Onlara olan sevginizin başarı yada başarısızlıklarına bağlı
olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne
olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.
2.
Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete
geçin. Unutmayın kendine özgüveni duymak kendini beğenmişlik ya da
kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın
verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmektir. Başarısı ile
şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni
yok ya da düşük demektir.
3.
Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun. Çocuğunuzun
zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin.
Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunlun yanı
sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.
4.
Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı
olun. Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri
ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza
kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlerde katılma imkanı
sağlayarak onların araştırılmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için
destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak
kendilerine güven duymalarını sağlamış olursunuz.
5.
Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerden sizin için ne kadar önemli ve
değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri
sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği
şeylerle ilgili okuduğumuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.
6.
Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını,
düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını
aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. “Söylediğin
kadar da kötü değilmiş” ya da “Geçer canım merak etme” şeklinde
cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.
7.
Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın.
Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın.
Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır.
Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu
mesajını verirsiniz.
8.
Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak
beklentilerinden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve
seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde
bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri
hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.
9.
Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk
verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler. Sadece çok özel
yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve taktir
ettiğinizi belirtin. Küçük bile olsa yaptığı güzel bir şey ya da davranışı
için onu övün ve bunun ne kadar önlemli olduğunu belirtin.
10.
Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette
olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiçbir
zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı
kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda
bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.
11.
Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte
zaman geçirin.
12.
Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun “Yardımların
çok işime yaradı, teşekkür ederim” ya da “Bak bu aklıma gelmemişti bu
konudaki fikrini çok beğendim” gibi sizlerle onların katkılarına değer
verdiğinizi gösterin.
13.
Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini
eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde
kendilerine saldırıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için
sarf ederler. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.
ÇOCUĞUNUZDA
İSTEDİĞİNİZ DAVRANIŞI NASIL ARTTIRIRSINIZ?
Eğer yaptıkları bir davranış
için ödüllendirilirse çocuklar o davranışı tekrarlarlar. Bu yüzden
istediğiniz davranışı ödüllendirin ve böylece o davranışı
arttırmış olun. İstenen davranışlar sessizce oturmak veya oynamak,
dağılan oyuncakları toplamak, veya kardeşle oyuncakları paylaşmak
olabilir. Böyle sessizce yapılan şeylerin bazen hiç farkına bile varmayız.
İstediğiniz
davranışları nasıl arttırabilirsiniz?
a)
Överek
b)
Gülümseyerek, sarılarak, öperek
c)
Sevdiği bir işi yaparak (Örneğin bir öykü okuyarak, TV’de sevdiği
bir programı izlemesine izin
vererek, parka götürerek gibi.)
d)
Küçük bir hediye vererek (Örneğin bir paket şekerleme gibi)
Unutmayın ki çocuk ödüllendirildiğinde başardığını
anlayacaktır, ve bu onun bu davranışı sürdürmesini güçlendirecektir.
Unutmayın ki, övgü anababaların da kendilerini
iyi hissetmelerini sağlar, devamlı eleştirmek ve tehdit etmek anababaların
da kendilerini kötü hissetmelerini sağlar.
Unutmayın istediğiniz davranışı övün ve
istemediğiniz davranışı görmezden gelin.
Olumlu davranışları hemen, açık bir biçimde ve
her seferinde ödüllendirin. Çocuğunuza sizin hoşunuza giden şeyin ne olduğunu söyleyin.
Olumsuz davranışları her seferinde tutarlı biçimde görmezden gelin. Bu
davranışı başkasının ödüllendirilmesine izin vermeyin.
Olumsuz davranışlarıyla ilgi çektiklerinde çocuklar
sıklıkla bu durumdan hoşnut olurlar.
Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara
ilgi göstermiş olursunuz bu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.
Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara
ilgi göstermiş olursunuz bu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.
Bağırarak, vurarak, küserek de olsa ilgilenmek
istenmeyen davranışları arttırır.
Eğer onun şeker yemesini istemiyorsanız bu isteği
duymazdan gelin, hiç pes etmeyin.
Bunu her şeker isteyerek ağladığında yapmalısınız.
BAZEN İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI
GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN OLMAYABİLİR
Eğer davranışlar tehlikeli ve yıkıcı ise o zaman
HAYIR demek zorunda kalabilirsiniz ya da onu oradan uzaklaştırmak ve
hareketlerini kısıtlamak gerekebilir.
Sürekli eleştiri bir süre sonra çocuk için
anlamsızlaşır. Eğer HAYIR sözünü çok sık duyarsa kulaklarını tıkamaya
başlayacaktır. Bu nedenle HAYIR demenizin çok önemli olduğuna karar
verdikten sonra bunu sürdürmelisiniz.
Anababaların yerine getiremedikleri boş tehditleri
bir süre sonra çocuğun anababalarının sözüne inanmamasına neden olur.
İSTENMEYEN
DAVRANIŞLARI NASIL AZALTIRSINIZ?
Sonunda pes edip ödüllendirdiğinizde çocuğun
istemediğiniz davranışını sürdürmesini sağlamış olursunuz. Eğer her
seferinde şeker almak için çığlık atmasını istemiyorsanız çığlıklarını
duymazlıktan gelin ve böylece sizin söylediğinizi yapan biri olduğunuzu öğrensin.
Eğer beş on dakika sonra pes edersiniz eğer o süre
boyunca bağırırsa sizin sonunda boyun eğeceğinizi öğrenecektir. Bu
nedenle pes etmeden sonuna kadar gidebilmelisiniz.
Genellikle anababalar yalnızca çocukların olumsuz davranışlarını onların tutturucu hallerini görürler, sorun çıkarmadığı iyi davrandığı zamanları farketmezler. Halbuki istediğiniz davranışı övmeniz ve istemediğiniz davranışı görmezden gelmeniz gerekir.
1.Net
ve açık kurallar koyun:Örneğin yatağa yatış saati, yemek zamanları belli değişmez düzen
için gerçekleşsin. Bu tür bir değişmezlik çocuğun kendini güvende
hissetmesini sağlar. Neyin kabul edilemez olduğunu çocuk daha iyi bilir.
Evdeki tüm erişkinlerin bu kurallar konusunda anlaşması gereklidir. Farklı
ve uyumsuz mesajlar çocuğun kafasını karıştırır.
2.Yapmasını
istediğiniz şeyleri net ve tutarlı biçimde anlatın:Çocuğunuzun
sizin ne söylediğinizi tam anladığından emin misiniz?
3.Yeni
istenen davranışlar öğretin:
a)Yönlendirme:Göstererek,
yardımcı olarak ve yapabilmesine izin vererek yeni bir davranış öğretebilirsiniz.
b)Her
seferde tek bir adım:Zor işleri daha küçük adımlara bölerek çocuğun her seferde bir
adım öğrenmesini sağlayabilirsiniz.
c)Başkalarından
öğrenme:
Çocuklar ana babalarını örnek alır onlar gibi davranırlar.
d)Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi bir şey yaptığını farketmeye dikkat edin ve onu hemen övün.
1.Çocuğunuzun size anlattıklarını dikkatle ve sessizce dinleyin.
2.Onların duygularını anladığınızı kısaca
ifade edin (evet, anladım gibi)
3.Çocuğunuzun tanımlamaya çalıştığı
duygusunun adını koyun. (çok kırılmış olmalısın vs..gibi)
Unutmayın:Tüm duygular kabul edilebilir ancak bazı davranışlar kabul edilemez ve sınırlanmalıdır.
Çocuğunuza olumlu tutumları öğretirken eleştiri
yerine işbirliği yaparak birlikte çalışın. Şunları yapmaktan kaçının:
1.Suçlamak
“Yine kardeşini ağlattın.”
2.İsim takmak
“Kıskanç bir çocuksun”
3.Tehdit etmek;
“Bunu bir daha yaparsan seni evden atarım”
4.Emir vermek;
“Hemen derslerini bitirmeni istiyorum”
5.Konferansa çekmek;
“Kardeşini üzmenin ne kadar kötü bir davranış
olduğunu bilmiyor musun, böyle yaparsan ilerde de kimseyle geçinemezsin.”
6.Uyarılar;
“O duvara çıkma, düşersin”
7.Acındırma cümleleri:
“Böyle davranman yüzünden hastalanıyorum, görmüyor
musun? Senin yüzünden ölüp gideceğim”
8.Kıyaslamalar;
“Komşunun kızları ne kadar iyi notlar alıyor,
sen neden onlar gibi değilsin?”
9.Alay etme;
“Dersini ne kadar da çabuk bitiriverdin, sen bir
dahi olmalısın.”
10.Geleceği yönelik tahminler:
“Böyle gidersen sen adam olamazsın.”
1.Problemi tanımlayın
“Koridor çamur içinde kalmış”
2.Bilgi verin:
“Çamurlu ayakkabıların eve girmeden önce çıkması
iyi olur.”
3.İsteğinizi kısaca tek kelimeyle belirtin:
“Ayakkabılar”
4.Kendi duygularınızı anlatın:
“Silip temizlediğim yerleri çamur içinde görünce
çok kızıyorum”
5.Hatırlatıcı notlar yazın:
“Lütfen eve girer girmez ayakkabılarınızı çıkarın”
CEZALANDIRMAK YERİNE NELER
YAPILABİLİR:
1.O andaki duygunuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan net şekilde anlatın:
“Notların düşük olmasına çok üzüldüm.”
2.Kendi beklentinizi ifade edin:
“İkinci dönem notlarının daha yükseleceğini
umarım”
3.Çocuğa kendini affettirme yolu gösterin:
“Derslerine daha fazla zaman ayırarak bunu
halledebilirsin”
4.Çocuğunuza seçme şansı verin:
“Kendin çalışabilirsin ya da sana derslerinde
yardımcı olacak birisi olabilir, nasıl istersin?”
5.Problemi çözmek için birlikte çalışın:
a)Çocuğunuzun duygularını konuşun
“Bu karne senin için de çok üzücü olmalı”
b)Çocuğunuzu bu konuda birlikte bir çözüm üretmeye
teşvik edin
“Bu sorunu çözmek için sen neler düşünüyorsun?”
c)Ortaya çıkan fikirlerin listesini yapın ve bu
fikirler içinden hangilerini uygulamaya koyacağınıza birlikte karar verin.
“Evet, bu söylediğini yapabiliriz.”
d)İzleyin ve eyleme geçin:
“Bu söylediğini gerçekleştirmek için bir plan
yapalım”
e)Hiçbir zaman çocuğun sizi suçlamasına izin
vermeyin:
“Sen hiç beni çalıştırmadın.”
“Suçlama yok. Burada nasıl bir çözüm üretebileceğimizi
düşünmeye çalışıyoruz.”
Övgüler çocuğun kendine güvenini artırır ve yaptığı işe daha da hevesle sarılmasını sağlar.
Överken şunlara dikkat edin:
1.Genel şeylerden kaçının. Onun yerine gördüğünüz
şeyi tanımlayın.
“Çok güzel bir resim yapmışsın”yerine”Bu
resimde canlı renkler bir arada kullanılmış”
2.Geleceğe yönelik yansıtmalar yapmayın, şimdiye
yönelin:
“Sen büyük bir ressam olacaksınl”yerine”Bu
resim üzerinde gerçekten sabırla uğraştın.”
3.Kendi duygularınızı anlatın:
“Bu resme bakmak içimi sevinçle dolduruyor.”
4.Çocuğun övülmeye değer davranışını kısaca
tanımlayın:
“Bu resim çok özenli bir çalışmanın ürünü.”
AİLE TUTUMLARI
VE ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Eğitimciler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu göstermiştir. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocuklukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayı öğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar. Kişilik oluşumu için gerekli olan özdeşim, büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üye ile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne-baba olmaktadır, fakat ağabey, teyze, hala, dayı yada amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşim nesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır (1).
Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı
tutmalarını belirlemede, anne-baba tarafından çocuğun gelişim dönemlerinin
özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi çok önemlidir.
Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir. Çocuğu
erişkinden ayıran bir çok özellik vardır:çocuğun kanıtlanabilir en güçlü
tarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, Montessori’nin “emici zihin” diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar,
Kültür, töre, ülkü, duygu, davranış ve inançların
“emilip”benimsenmesi, çocuğun doğumuyla altı yaşı arasındaki “emici
zihin” döneminde gerçekleşir(2).
Anne-babanın çocuğa ilişkin tutumlarını değerlendirirken,
aile içindeki ilişki dinamiğini gözden geçirmek gerekir. Üç çocuk, anne
ve babadan oluşan 5 kişilik bir ailede aile içi etkileşmenin kaç çeşit
olduğu teke tek ilişkiler formülü ile saptanabilir:5 kişilik bir ailede
X=n2-n=20 çeşit ilişki mevcuttur. Bu, herkesin kendisinden başka 4 kişilik
ile ilişkiye girdiği anlamına gelir. Bu ilişkiler çift yönlüdür. Gerçekte
ilişkiler daha karmaşıktır. Yani; anne, anne olarak çocuk ilişkide, anne
ve baba işlevleri gereği çocuklarla ilişkide, kızlar ve erkekler
birbirleriyle ilişkide gibi değişik ve karma ilişkiler vardır. Gerçekte
kurumsal olarak formül şöyle olmalıdır: X=1x2x3x4x5=120 çeşit ilişki
aile içinde vardır. Beş kişilik aile, 6 kişi olsa, yani bir çocuk daha
eklense, ilişki sayısı 120x6=720’e çıkar. Yani aile, ilişkiler yumağı
şeklinde gözlemlenir. Olumlu veya olumsuz herkes birbiriyle ilişkidedir. Aile
üyelerinden başarısı veya başarısızlığı herkesi etkiler. Aile içindeki
çatışmalar (kardeşler arası, anne-baba, anne-çocuk veya baba-çocuk çatışması
v.b.) da aile içindeki her bir bireyi etkiler. Ancak çatışmaları önem sırasına
koymak gerekirse, anne-baba çatışması ailenin tüm bireylerini diğerlerine
oranla çok daha fazla etkilemektedir. Aile için, anne-baba ilişkisi daha
temeldir (3)
Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk
yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli yararlı bir yaklaşımdır(3).
Çocuğun anne-babadan aldığı iki şey vardır:
Sevgi ve Eğitim. Sevgi; kabullenme, koruma, kollama ve sevecenlik gibi bütün
olumlu duyguları içerir. Eğitim ise; öğretilen her şeyi, verilen
bilgileri, becerileri, yasakları, kuralları, inançları, değer yargılarını,
görgü kurallarını ve insanın sosyalleşmesi için gerekli olan tüm
toplumsal değerleri kapsar.
Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya
yetersiz veya aşırı, eğitim ise gevşek ya da sıkı olmaktadır. Aşırı
sevgi tutumunda, aile çocuğu sevgiye boğucu, onu çok koruyucu ve aşırı
kollayıcıdır. Bunun sonucu olarak çocukta bağımlılık ve güvensizlik
gelişir. Çocuk karşılaştığı her olayda anne-babasına yaslanır, onlara
güvenir fakat kendisine güvensizdir. Sevgi yetersizliği veya yokluğu sonucu
ise, çocukta kendine ve çevreye karşı güvensizlik ve olumsuz duygular gelişir.
Doğal olarak aşırı sevginin veya yetersizliğinin de dereceleri vardır.
Sevgi yetersizliğinin en aşırı ucu, çocuğu terk etmek veya
kabullenmemektir. Yetersiz sevginin, aşırı sevgiye göre sonuçları daha ağır
olmaktadır. (3,4,5).
Sıkı eğitim, çocuğa olur olmaz yasaklar koyma ve
yaşanmaz kurallar ile çocuğu yetiştirmedir. Sıkı eğitim ve disiplin
uygulayan anne-babalar çocuğu kendi tasarladığı bir kalıba göre yetiştirmek
amacını güderler. Çocuk sıkı bir denetim altında tutularak en küçük
yanılgı ve hataları gözden kaçmamakta, bunların önemle durulmakta ve düzeltilmesi
istenmektedir. Böyle aileler fiziksel cezayı ön planda kullanmakta ve çocuklara
kendilerini yönetme fırsatı vermemektedir. Bireyin kendine güvenini ortadan
kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir disiplin yöntemi olan sıkı eğitim
ile büyüyen çocuklar kibar, sessiz, uslu ve dürüst olmalarına karşın küskün,
çekingen, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırı hassas bir yapıya sahip
olabilmektedir (5,6,7). Gevşek eğitimse ise “hoş gör, boş ver” anlayışı
egemendir. Bu anlayışta “Her şeyi hoş gör; çocuktur her şeyi yapar; çocuk
özgür olmalıdır; onun her dediğini yapın; ona sevgi verin yeterlidir”şeklinde
yüzeyel ve asılsız öğretiler vardır. Bu tutumla yetiştirilen çocukların
bencil, sabırsız ve anlayışsız oldukları ileri sürülmektedir. Aşırı
denetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına
neden olmakta ve olgunlaşmasını engellemektedir (3,5). Bazı ailelerde ise
disiplin bulunmakta, ancak ne zaman ve nerede uygulanacağı belli olmamaktadır.
Anne-babaların tutumu aşırı hoşgörü ile katı cezalandırmalar arasında
gidip gelmektedir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk hangi davranışın ne
zaman ve nerede yapılacağını ayırtedemez. Tutarsızlık, bir günün bir güne
uymaması biçiminde olabileceği gibi anne-babanın birbirine çok aykırı
ceza ve eğitim anlayışlarının olmasından da kaynaklanabilir. Bu tutum
sonucunda çocuklarda iç çatışmalar ve huzursuzluklar gelişir, ardından
dengesiz ve tutarsız bir yapının oluştuğu gözlenir(3,5,7).
1.Aşırı sevgi ve gevşek eğitim:Bu
tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğa şımartılacak derecede çok verilir
ve disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuktan çok az şey beklenir. Bu tarz
yetiştirilen çocuklar genellikle erişkinlik yaşamalarında sorumluluk taşımayan,
hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar. Burada verilen sevgi, aşırı
vericilik ve aşırı koruyuculuk
biçimindedir. Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse
de aslında ailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk
ne kadar büyümüş olursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima
vermeye ve korumaya eğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve
bencil olma olasılığı fazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre
daha doyurabilir; çocuk dayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar
ve madde kullanımına başlama olasılığı artar (3).
Bazı anne-babalar otorite olmayı öğrenememişlerdir; bunlar çocuklarına gerekli sınırlamaları koyamazlar. Bir kısım anne-baba ise katı baskı altında yetişmişlerdir. Kendi yaşamadıklarını çocuklarına yaşatmak isterler ve dolaylı olarak doyum sağlamaya çalışırlar. Ne var ki, sınırların katı ve dar olması kadar iyi çizilmemesi de çocuğun gerekli rehberlikten yoksun kalmasına neden olur. Bu gibi çocuklarda başkaldırıcı ve toplumdışı davranışlar daha sıkı gözlenir.(4,5,6)
2.Aşırı sevgi ve sıkı eğitim:Burada
sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibi aşırı verici ve koruyucu bir davranışla
sunulmaktadır.(Şekil:3). Ancak çocuğa bir bebek gibi bakıldığı halde,
kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbir şey esirgemez; özel dersler aldırılır,
çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktan ileri düzeyde başarı
beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olma olasılıkları çok
yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundan çoğunlukla çocuklar
tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazen çocuk bu özellikleri
çok sindirmiştir ve kendisine aşırı derecede kontrol eder; böylece acımasız
bir üstbenliğe sahip erişkin olarak yetişir (3,5,7).
3.Yetersiz sevgi ve aşırı
disiplin:Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikle aşırı cezalarla
uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet)yoluna gidilir (Şekil:4).
Çocuk çoğunlukla aşağılanır
ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklarda saldırgan ve antisosyal davranışlara
eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar,karşı çıkma ve saldırganlık
gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek isterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta
zorlanırlar(8,9).
4.Gevşek eğitim ve yetersiz
sevgi:Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerde gözlenir. Çocuğa düşen
sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi de yetersizdir (Şekil:5). Böyle
çocuklar “saldım çayıra, mevlam kayıra” anlayışı ile yetişir. Çocuk,
kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif ve donukturlar. Bu
tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğin buradaki
nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu ancak
disiplinsizliğin buradaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin
yetersiz oluşu aşırı iticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez.
Hazır olmadığı çağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi
kendisine yetmesi ve kendisine bakması beklenir (3).
Diğer olumsuz aile tutumları:
a.Anne ve babanın
tutumları arasında tutarsızlık:Bu tutumda, bir çocuğa annenin ayrı, babanın ayrı
bir tutum izlemesi söz konusudur. Çocuğa konulan sınırların sürdürülmesi
için anne-babanın davranışlarında tutarlı olması gerekir.
b.Aile içindeki
kardeşlere farklı tutumlar:Burada çocuklar arasında ayrımcılık vardır. Örneğin,
kız çocukla erkek çocuk arasında veya yatağını ıslatan çocukla diğer
çocuklar arasında ayırım yapılır.
c.Aile içi
kutuplaşmalar:Aile
içinde bazen klikleşmeler, aile içindeki bir grubun başka gruba ya da kişiye
karşı çıkması, gizli anlaşmalar oldukça sık görülür. Bazen anne-baba
çocuklara karşı çocuklar anne-babaya karşı, bazen de bir çocukla baba,
bir başka çocukla anneye karşı kutuplaşabilir. Çocuk aile içinde herkesin
yüklendiği bir şamar oğlanı da olabilir.
Sağlıklı
tutum:Ailenin
çocuğa karşı tutumunun iki temel ögesi vardır; 1. Sevgi, 2. Disiplin.
Kuramsal olarak en olumlu tutum, temel gereksinimleri en uygun biçimde karşılayan,
kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren, iki temel ögeyi en sağlık
biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur (Şekil:6) (10,11).
Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında
büyük önem taşır. Ancak disiplin toplumumuzda çoğunlukla “cezalandırma”
ile eşanlamlı olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar kelime anlamıyla
“katılık” ve “kuralcılık” gibi kavramları çağrıştırıyorsa da
gerçek anlamda disiplin, cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir ve çocuğun
topluma uyumunu kolaylaştıran davranışın
yönlendirilmesini amaçlar. Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları
öğretir, kendi kendini denetleme yada iç denetim demek olan ahlak gelişimini
sağlar. Disiplin, tutarlık ve esneklik gibi
temel ilkeleri içermelidir. Katı ve baskıcı disiplinle davranışı yönlendirmeyi
amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke ve kızgınlık
içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet
yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar
(12).
Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin
ceza vermekten daha etkili olduğu saptanmıştır. Disiplin hem yeteri kadar
hem de çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve
uygulanabilmelidir. Ceza verilmesi gerekiyorsa hemen uygulanmalı ve üstü örtülmemelidir.
Ceza, çocuğun özüne değil de davranışlarına yönelik olmalıdır.
Anne-babalar çocuklarına sevgi, anlayış, sabır ve hoşgörü ile disiplin
vermelidir.(13).
Anne-baba-çocuk ilişkilerini içinde yaşanan
toplumun etkileri belirler. Türk aile ve eğitim sistemine bakıldığında,
genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının
ortaya çıktığı, çocukların saygılı, başeğici, pasif ve uysal kişilik
yapısıyla biçimlendiği kurallara uygun davranışlar ödüllendirilirken,
aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir.
Başka bir deyişle, toplumumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar
anne-babaya olumlu ilişkileri girmekte, kendi görüşlerini ifade edebilen
aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır. Hoşgörülü
ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar, arkadaşları ile ilişkilerinde
daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen ve fikirlerini
söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadır (11).
1.
Sevgi ve şefkat insan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı
duygulardır. Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir;
değerli olduğunu hisseden insan da çevresine değer verir. Hepimizin ortak
amacı çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir.
Bunda anne-babaların tutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz.
Anne-babaların çocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük
ölçüde onların kendi içlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine
karşı sevgi ve saygılı olmalarına bağlıdır.
KAYNAKLAR:
1)
Howard
BJ:Discipline in early childhood. Pediatr Clin North Am 1991; 38(6):1351-1369
2)
Montessori M:Çocuk eğitimi. Çeviren:Yücel G. İstanbul:Özgür yayınları,
1995.
3)
Yörükoğlu A: Aile tutumları ve çocuk yetiştirme .GATA Seminer;
Ankara 1996.
4)
Cüceoğlu D: Yeniden insan insana. 4. Basım. İstanbul: Remzi
Kitapevi,1993.
5)
Yavuzer H: Yaygın anne baba tutumları “Ana-Baba Okulu”.2.Basım. İstanbul:Remzi
Kitapevi, 1990.
6)
Yavuzer H: Çocuk Psikolojisi. 11. Basım. İstanbul: Remzi Kitapevi,
1994.
7)
Yavuzer H:Çocuk Eğitimi El Kitabı. 3 ncü basım, İstanbul, Remzi
Kitapevi, 1996.
8)
Feehan M,McFee LR, Stanton WR, Silva PA:Strict and inconsistent
discipline in childhood: consequences for adolescent mental health. Br J Clin
Psychol 1991;30 (4):325-331.
9)
Sheline JL,Skipper BJ,Broadhead WE: Risk factors for violent behavior in
elemantary schoolboys: have you hugged your child today? Am J Public Health
1994; 84(4): 661-663.
10)
Ekşi A: Gençlerimiz ve sorunları. İstanbul: Üniversitesi yayınları:2790.Mediko-Sosyal
Yayın No:1,1982.
11)
Bilal G: “Demokratik” ve “Otoriter” olarak algılanan ana-baba
tutumlarının uyum düzeylerine etkisi. Ankara:H.Ü.Sosyal bilimler Enstitüsü,
Yayımlanmamış Doktora tezi, 1984.
12)
Lequerica M, Hermosa B:Maternal reports of behavior problems in preschool
Hispanic children:An exploratory study in preventive pediatrics. J Nati Med
Assoc 1995; 87 (12):861-868.
13)
Leung AK, Robson WL: Counseling parents about childhood discipline. Am
Fam Physican 1992; 45 (3):1185-1189.